Bir Akşam

Öykü_

Yıllardır hiç çalmayan telefon, kendi sesinin şiddetiyle zangırdadı. Altındaki sehpayı, yeri ve hatta duvarları titreterek karanlık koridoru aştı. Aralık kalan kapıdan içeri sızdı. Cam eşyalara tek tek dokundu. Salladı, devirdi. Avizenin taşları birbirine vurdu. Sessizliğin içinde o ses bir kartopu olup yuvarlandı. Büyüdü, büyüdü…  Pencerenin önündeki kanepede, oturduğu yerde uyuyakalan kadını dürttü, sıçrattı. Kadın zamansız görülen güzel rüyalardan yine zamansız uyandırılanların yabancı gözleriyle kırk yıllık salonuna baktı. Sırtının ortasından inen soğuklukla ürperdi, kendine geldi. 

“Hayırdır inşallah”

“Hayır değildir,” dedi sonra. “Gecenin bu saatinde çalan telefondan ne hayır gelir.” O kısacık sürede -iki zııır sesinin arasında- cümle âlemi gezdirdi aklına. Ölmüş akrabalar, olmayan arkadaşlar, hiç görmediği komşular… Tüm olasılıkları sıraladı. Hiç biri bir diğerinden daha ağır basmadı. Yerinden kalkmaya üşendi. Bilerek yavaşlattı hareketlerini. Yetişemedim bahanesiyle telefonun kendi kendine susmasını bekledi. Böylelikle muhtemel bir felaketi savuşturmayı umdu. Önce altına topladığı sol bacağını kanepeden aşağı sarkıttı, sonra sağ bacağını. Diz kapaklarının çatırtısıyla, döşemenin gıcırtısı birbirine karıştı. Büyüdü, yükseldi. Son zııır sesini havada yakalayıp yuttu. Telefon sustu.  

“Yanlış aramışlar.” 

Kalkmak için yanlara dayadığı ellerini çekti. Bacaklarını geri topladı. Başını kanepenin sırt kısmına tekrar bıraktı. Sırtının ortasından bir soğukluk daha geçti. “Üşümüşüm,” dedi. “Uyuyanın üstüne kar yağar.” Sırtındaki şalı tombul kollarının üstünde çekiştirdi. Esnetti. Uçlarını önünde kavuşturdu. İlmekler çıtırdadı, çıtırdadı… Yıkanmaktan yorulmuş yün inceldiği yerden koptu ama o duymadı. Isınır gibi oldu. 

Biraz önceki uykusuna dönmüş gibi yaptı. Gözlerini sıkıca kapatınca buna inandı. Uyanmadan önce gördüğü rüyayı hatırlamaya çalıştı. Zorladı, zorladı… Hatırladı. “Rahmetliydi o sırtı dönük adam. Göresim gelmişti,” dedi. Kaldığı yerden devam ettiğini farz etti. Adamın önüne doğru yürümeye uğraştı. Olmadı. 

Kanepenin eskiyen süngerinin çukuruna düştüğünü anladı. Uyanmasını telefona değil oturduğu yerin eskimişliğine bağladı. Hiç gözünü açmadan sağ yanından sol yanına döndü. Daha yumuşakça bir yere yerleştiğine kanaat getirdi. Yaylar gıcırdadı, gıcırdadı… Birden gözünü açtı. “Çaldı” dedi, “yine çaldı.” Bekledi, hiçbir şey duymadı. 

Kafasını dayadığı yerden kaldırmadı ama gözlerini de kapatmadı. Ellerini kanepenin kelleşen ve parlayan kadifesinde gezdirdi. Bir yukarı bir aşağı… Tüylerin ters yöne giderken oluşturduğu koyuluğu düze devirip kaybetti. Eli gitti geldi.  Bir çizdi bir sildi. Aklına gelenleri bir yazdı bir bozdu. 

Nihayet boynunun rahatsızlığından ve üstüne kaykıldığı sol budunun uyuşukluğundan yoruldu. Doğruldu. Kol altlarından ekşi bir ter kokusu yayıldı. Önce oturduğu yeri, sonra yandaki tekli koltuğu sardı. Odanın ortasında bir süre oyalandı. Sarı ve o dört duvar kadar yorgun ışığını yayan abajura uğradı. Döndü, döndü… Karşı duvara dayalı büfede duran porselen bibloya kadar vardı. Ama kadının burnuna ulaşmadı. 

Fiskos masasının dantelinden bir sinek havalandı. Önce tavanda, sonra duvarda bir süre dinlendi. Sırayla orta sehpadaki çini vazoya ve kristal küllüğe kondu. Odayı inleten vızıltı kadının kulağından girip beyninde yol bulduğu her damarda gezindi. Kadın sineğin tüm hareketlerini gözleriyle takip etti. Durduğundan emin olunca üstüne vurmak için etrafında gazete arandı, bulamadı. Sinek havalandı, kadının etrafında üç tur atıp perdenin kıvrımları arasında kayboldu. 

Kadın oturup durmanın sıkkınlığına kanaat getirdi. Başka ne yapabileceğini bulamadı. Susamış olabileceğini düşündü. Kalktı. Yanından geçerken orta sehpaya eğildi. İşaret parmağıyla düz bir çizgi çizdi. Gözüne yaklaştırdı. “Yarın temizlik yapmalı,” dedi. Sonra parmağına üfledi. Tozlar uçuştu. Zamanla gevşeyip, bastıkça gıcırdayan parkelerin üstüne düştü. Kadın onları ezbere bildiğinden atlayarak geçti. 

Mutfağın kapısına geldi. Işığı açtı. Mutfaktan sızan ışık koridorun sonuna doğru incelerek uzadı. Telefonun üstünde durdu. Kadın ardına döndü, baktı. 

“Kimdi acaba?”

“Bir Akşam” için 2 cevap

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: