Mum Gibi

Öykü_

Yıl bilmem kaç. Mikrofon yeni gelmiş okula. Ben başarılı bir öğretmenim. Çok başarılı! Mum gibidir benim yetiştirdiğim çocuklar. Pazartesi sabah Andımız okunacak yeni mikrofonla. Nöbetçiyim. “Sen seç, okut,” dediler. En başarılısını seçtim. Hangisini seçsem başarılı olurdu. Ben yetiştirdim hepsini. Böyle inandım.

“Türk’üm”

Yankılanıyor ses. “Türk’üm…” Çocuklar hep bir ağızdan… “Türk’üm…”

“Doğruyum”

Okulun bahçe duvarlarına çarpıp geri dönüyor sanki. “Doğruyum…” Çatlak sesleri duyuyorum, tiz sesli oğlanları. Ama hepsi bir ağızdan… “Doğruyum…”

“Çalışkanım”

Sesi daha az çıktı çocuğun. Ağzına mı uzak tutuyor? Tutması gereken yeri gösterdim. “Çalışkanım…” Gırtlaklarını sıka sıka bağırıyorlar, yüzleri kıpkırmızı. “Çalışkanım…”

“İlkem”

Kekeledi. Niye? “İlkem…” Yankısı da kekeledi. Damar damar olmuş boyunları oğlanların, kızlar daha bir nazlı. “İlkem…”

“Kü-çük-le-ri-mi…”

De işte, desene “korumak,” belki yankısı tamamlar. “Kü-çük-le-ri-mi…” Tamamlamadı. Çocuklar tamamlıyor. “Küçüklerimi korumak…”

“Ko-ru-mak-bü-yük-le-riii-mi”

Yanlışı yetmez gibi, yankısı gözüme sokuyor. “Ko-ru-mak-bü-yük-le-riii-mi…” Kıkırtılar… “Kıkırdamayın ulan,” der gibi bakıyorum. Kendileri düzeltiyor. “Büyüklerimi saymak…”

“Milletimi”

Milletimi değil, yurdumu! Sus ulan, bak bu sefer üç kere yankılandı. Müdür bakıyor bana, bakma sen de. Sesler karışıyor, her biri başka bir şey bağırıyor çocukların. Öğretmenler homurdanıyor, müdür ağzını kapatıp yanındakine fısıldıyor. 

“Yur-du-mu sevmektir”

Aldım mikrofonu elinden. Kulağına eğildim.

“Git, beni müdürün odasında bekle.”

Beklemiş. Ayakta beklemiş hem de. Başı önüne eğik. Başına gelecekleri biliyor, gözleri dolu dolu. Sinirden titriyorum, öyle böyle değil. Rezil oldum. Rezil. Seni beceriksiz. 

Patlatıyorum bir kere yüzüne, sarsılıyor. İki adım sağa kayıyor. Daha da sinirleniyorum. Ayakta durmayı bile beceremiyor. Bir de diğer yönden vuruyorum. Tutuyor eliyle, vurduğum yeri tutuyor. Bu bir isyandır. Acıdı diyor aklınca, öyle demek istiyor. Bir tane daha patlatıyorum. Bu sefer dudağına denk geliyor. Dişi battı kanıyor. Kanadığını görünce gözüm dönüyor. Bir tane daha… Düşüyor. Kaldırıyorum. Bir tane daha…

Soluk soluğa çıkıyorum odadan. Arkamdan boğuk bir ağlama duyuyorum. Geriye bir adım atıyorum kesiliyor. Korkudan susuyor. İçim soğuyor. Ama boğazım yanıyor. Bağırdım ya, çok da bağırdım ama ne çare. Beceriksiz velet. Neden unuttun diye soruyorum, cevap vermiyor. Anca ağlasın.

Akşam son ders. En arka sıraya attım onu sabahtan. Konuşmak yasak dedim. Bak uyukluyor bir de orada. Gözleri yarı açık yarı kapalı. Bazen eline dayıyor başını. Bıraksam uyuyacak. Kulak tözü mü şişmiş onun? Yok, kızarmış sadece. O kadarcık vurmakla… Ama dudağı patlamış. Patlamışsa patlamış. Akıllanır.

Gece buhranlı rüyalar görüyorum. Mikrofonlarla bağırıyorlar bana. Bakıyorlar, fısıldıyorlar, gülüyorlar…

Ertesi gün yok çocuk okulda. Korktu gelmedi demek diyorum. 

Sonraki gün, yine yok…

Ondan sonraki gün… Kendi yok, haberi var. Akşam eve gidince başım ağrıyor demiş, uyumuş. Sabah uyanmamış. 

Anlatıyor çocuklar bahçede. Öbek öbek olmuşlar, havadise üşüşmüşler. Bir kaçı ağlamaklı. Bakıyorum gözlerine, daha sert vuruyorum ayaklarımı yanlarından geçerken. Susuyorlar. Çocuk bu çabuk unutur. İki kere burnunu çeker, üçüncüye bitmiş gitmiş.

Öğretmenler odasına giriyorum. Bana bakıyorlar. Bir kaçı yanındakine üç beş lakırdı fısıldıyor. Göz göze gelmiyorlar benimle.

N’oluyor?

Müdür yaklaşıyor yanıma. İlkokul öğretmenim yaklaşıyor onunla. Önümü ilikliyorum gayri ihtiyari. Ölmüş diyor çocuk. Allah rahmet eylesin diyorum takdiri ilahi. O gün diyor, siz diyor, geveliyor… 

Ne yani iki kere tokat attım diye. Biz de yedik dayak. Hem de ne dayaklar yedik. Öldük mü? 

Sabahın ilk zili çalıyor. Toplanıyor çocuklar. Alıyorum mikrofonu elime. Çıkıyorum merdivenin en üst basamağına. Allah’ım bu ne karmaşa.

“Rahat, hazır ol!” 

Sesler kesiliyor. Hareketler duruyor. Bir kaçı illa çıkacak aradan. 

“Sen,” diyorum “eşek herif, neye gülüyorsun?”

Ses yankılanıyor. Düzelemedi şu meret. “Sen,” diyor ilkokul öğretmenim “eşek herif.” İrkiliyorum. Omuzumu dikleştiriyorum. 

“Ben mum gibi çocuk isterim karşımda.”

Ses bu defa gökte bir yerlere çarpıp geliyor. “Ben mum gibi çocuk isterim…” Bana bakıyor, ben yedi yaşında bir çocuk oluyorum. Düğmeme gidiyor boşta kalan elim. Mum gibi duruyorum.

“Ben disiplin isterim.”

Bu defa iki kere yankılanıyor. “Ben disiplin isterim…” Sesler kulağıma dönüyor, defalarca dönüyor. Söylediklerim benimle konuşuyor. Ne söyleyeceğimi unutuyorum. 

“Bu memleketiiinn….”

Sonrası… “Bu memleketiiin…” Sus… Ne diyecektim? Tokat iniyor. Vurma öğretmenim…

“Mum gibi mum… Çocuk dediğin mum gibi olur.” 

Sesler bu defa yankılanmıyor. Bahçenin duvarlarına vurmadan aşıyor. İki sokak geçiyor, bir yokuş çıkıyor. Eğretiden yere tutturulmuş bir taşa, yeni öbeklenmiş ıslak bir toprağa çarpıp duruyor.  Ve o öğrenciler mum gibi kalmaya devam ediyor. Kimisi okulda, kimisi mezarda.

“Mum Gibi” için 3 cevap

    • Bir dönem için biz ya da tanıdığımız birisi o çocuk. İllaki şahit olduk benzer şeylere. Yorumunuz için teşekkürler 💐

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: