Müzik Listesi Gibi Bir Şey

Deneme_

Başlamadan önce bu yazının kişisel zevkler içerdiğini söylemeliyim. Değişmez bir düzene sahip kural ya da kanunlar içermez.

Bir müzik listesi hazırladım.  Konumuz bu, ama bu kadar değil. Normalde hazır listelerden çalarım. O zaman neden liste yaptım değil mi? Bir arkadaşımla konuşurken konu kitap okumak ve müzik dinleme bahsine gelince bu liste ortaya çıktı.

Hazır listelerde sorun; bazen öyle şarkılar çıkıyor ki hemen atlamam gerekiyor. Ama bazen de bir şarkı okuduğum satırlarla anda buluşup bütünleşiyor (Burada dans ediyor diyecektim ama vazgeçtim. İsteyen öyle okuyabilir). Uğultulu Tepeler benim için o şarkı, o şarkıda hep Uğultulu Tepeler romanı oluyor. Ve sonsuza kadar mutlu yaşıyorlar.

Şimdi benim yazacaklarımda hazır bir liste olmayacak mı? Çok ironik. Evet öyle olacak. Ama ben link vermedim. Sadece yazdım. Liste olarak; sonra araya yazının ruhu girdi. Ve şöyle dedi.  “Ben sadece basit bir liste olamam.”

Bu noktada, bazen yazı ile konuştuğum olur.

Yazı konuşmaya devam etti. “Market listesi miyim ben? İstersen Evgeny Grinko yanına bir şişe de süt yaz.” Aslında süt bitmişti, iyi olur diyemedim. Daha fazla konuşmasın diye listeyi düzenledim. Şarkıların yanına duygular, düşünceler ve kitaplar ekledim.

Okuduğunuz bir kitap varsa listede hadi şimdi bu müzikle tekrar okuyun; farkı göreceksiniz kesinlikle demiyorum. Deli miyim ben, bu kadar okunacak kitap varken.

Ve karşınızda duygulu, düşünceli kitap okuma müzikleri listem.

  • Kreutzer Sonat: Hiç yaratıcı değilim. Ama elden ne gelir. Adı adında. Duygusu bile içinde. Hem kitapta hem müzikte. Aynı ad, aynı duygu.
  • Islandman – Agit: İçimizdeki o kıpırdayan şey uykuya yatırdığımız kendimiz olabilir miyiz? Şifa Veren Masallar Nazlı Çevik.
  • Experience in a Time Lapse – Ludovico Einaudi: Uğultulu Tepeler ve ulaşamama hissi. O da ne demeyin.  Zavallı Heathcliff’in hissettiği şey.  Zavallı mı? Hayır, o bir zavallı değil demeyin. Bence öyle, ben yazdım sizden dinlemesi.  Ve yazının büyüsü yazı kendini doğurdu.  Bir sonraki yazının konusu; Heathcliff mağdur muydu? Zalim mi? (Mağdurdan sonra mağrur yazasım gelmedi değil, ama bunun konumuzla hiçbir ilgisi yok.)
  • Djawadi Light of the Seven: Bu da Uğultulu Tepeler diyeceğim olmayacak. Takıntılar. Ama ben de kesinlikle o. Hatta sahneler bile bu müziği duyduğumda hep gözümün önüne geliyor. Alternatif söylüyorum. Yürek burgusu. Okuduğum aslında korkunç olmayan en korkunç romandı. Müziksiz okursanız daha az mı yoksa daha çok mu korkunç olur bilemedim? Bir tane de bonus. Büyük Umutlar. Ve sürekli dönen tesadüfler.
  • Remembrance – Balmorhea: Yer Deniz – Atuan Mezarları ve karanlık hissi tabi ki de. Ama tabi ki de olduğunu bilmek için okumak gerekir tabi ki de. Ayrıca karanlık hiç bu kadar karanlık olmamıştı. Çevik Atmaca gelene kadar.
  • Valse – Evgeny Grinko: Piyanonun kendi sesine hayran kaldığı eser. Abarttım mı? Bence değil. Aslında tüm okuduğum kitaplarda dinlemesem bile bazen hissettiğim o kalp atışının artması hissine güzel örneklerden bir kitap seçelim. Gurur ve Önyargı diyorum. Aklıma gelmişken bir daha okumaya başlasam mı? Mr. Darcy?
  • Night King:  Game of  Thrones dizi müziklerinden biri daha. Hala dizideki benim için final dediğim sahneyi görsem de dinlerken yine de kitap okurken iyi giden bir şarkı. Sessiz çığlıkların kırılgan sesleri ile iyi gidecek bir kitap; Şeytan Tozu. Bir alternatifte bizden bir şey Sodom ve Gomore. Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve bir yok oluş ya da diriliş öyküsü.
  • Where Art Thou – Evgeny Grinko: Tabi bu adı çok duyacaksınız daha. Sizin de işiniz zor takıntılı bir insanım. Bu müzik eşliğinde Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu bir solukta okunmaz mı? Sığlık ve derinliğin çarpışmasındaki gelgitler piyano vuruşlarına ne kadar da benziyor.
  • Novole Bianche – Ludovico Einavdi: Ben bu şarkıyı hep çok fazla hissediyorum. Yoğun geliyor bana. Düşünebildiğin ama zor nefes alabildiğin bir yoğunluk içinde okumak. Kadınlar Ülkesi diyorum. Biraz yüksek vadilerde temiz hava alalım.
  • Jounery – Mark Eliyahu: Hissettirdiği şey hüzün ve toprak kokusu. Beyaz gemi mi desem; Cemile mi bilemedim. En iyisi Cengiz Aytmatov demek sanırım.
  • A New Beginng – James Spiteri:  Büyük Umutlar. Hiçbir nedeni yok. Zaten baştan beri yok. Hislerin nedenleri olmaz. Ama bu müzikteki ki o naiflikten ani çıkışlar ve değişimler; evet sanki Büyük Umutlar. Belki de David Copperfield ama illüzyonist olan değil. Kitap adıdır kendisi. Ama bu şarkı da sanırım Charles Dickens.
  • Intouchables: Film müzikleri hep risklidir. Ama okurken en sevdiğim müzikler de onlardır. Evgeny Grinko’dan sonra pek tabi. Ve tabi bu da olmazsa olmazdı. Bir gün film listesi yaparsam da olmazsa olmazlardan olur. Ama konumuz müzik. Sessiz Ev, Orhan Pamuk. Okurken iyi gelenlerle, dinlerken iyi gelenler birleşince keyif artıyor.
  • Schindlers List: En sevdiğim film müziklerinden biri daha. Zaten ben sevmesem bu listede iş ne değil mi? Film bir şekilde bir imge yaratıyor. Okuyacağımız kitap savaşla ilgili olmalı ama ne? Savaş ve Barış olabilir mi? Olabilir. Size kalmış.  Ama bence savaş denilince ilk akla gelen klişeden kaçalım. İnsanın Anlam Arayışı. Yazarı Viktor E. Frankl. İkinci Dünya Savaşı’nda esir kampında bir psikolog. Her satırında kendinizi sorguladığınız bir kitap. Ya da benim ben olarak kendimi sorgulayasım vardı.
  • Cornfield Chase – Hans Zimmer: Yine çalışan imgeler, bağlantı bulundu. Otostopçunun Galaksi Rehberi. Müziğin kendisinde olan boşluk hissi mi buna iten acaba yoksa imgeler mi, emin değilim. Ama güzel gidiyor. Denedim, beğendim.
  • Vivaldi İstanbul’da – Can Attilla: O sonradan giren keman var ya, işte o piyano sesini bir anda bastıran, yeraltından fışkıran bir su gibi kulaklarımıza dolan keman sesi; Kabuk romanındaki yaralara benziyor. Kabuk okumayanlar için ne büyük kayıp. Kabuk, Zeynep Kaçar.
  • Why Anna RF – Hasan in Loco: Balkan Yolcusu. Bir acıyan taraf var hem kitapta hem şarkıda. Füruzan hep acıtır. Hep içimizde yaşar onun duyguları. Parasız Yatılı’da bu şarkı ile ile iyi gider mi? Gider. Füruzan hep içimizde yaşar mı? Yaşar.
  • Midnight Waltz – David Garret: Tabiki keman. David Garret dinledikçe daha çok dinlenen isimlerden. Beyaz Geceler. Klasiklerden vazgeçmeyen ben gibiler için. Ama o kadar da klasik olmayanlardan.  İyi hissettirenlerden.
  • Arrival of the Birds – The Cinematic Orhestra : Bu işte bu tamı tamına Robinson Amca’nın maceraları değil de nedir? Mahsur kalma ile mücadele etme ama aynı zamanda bundan keyif alma. Değişik bir adam şu Robinson. Müzik onunla adada dolanıyor. Dalgalara çarpıyor ve geri geliyor.
  • Dusty Room – Evgeny Grinko: Hiç uğraşmayalım. Açalım Evgeny Grinko’yu dinleyelim; derseniz, bence uygun. Ama şuraya kadar geldiniz birkaç satırın hatırı olmaz aramızda. Bence siz bu yazıyı bitirirsiniz. Evgeny Grinko o tuşlara bastıkça içimize çöken huzur, benim okumalarımda tam olarak Huzur romanına yakıştı. Ama bir de vazgeçemediğim bir Martin Eden var. Onu da bu şarkıya eklemek istiyorum. O zaman ekliyorum. Martin Eden. 
  • Primavera – Ludovico Einaudi: İnişleri çıkışları fazla olan müzikler okuma sırasında yorucu olabiliyor. Ama bu müzik tüm iniş çıkışlarında bile o kadar yumuşak ki, arka planda çalarken her yere gidebilirsiniz. Ben bir grup çocukla bir ada da mahsur kaldım. Çocuklar delirdiğinde; şarkının çıkış bölümünde olmak o sayfa ile bağlantıyı kuruyor. İnce bir ön bilgi olsa da artık okursunuz Sineklerin Tanrısı romanını.
  • The Winter – Balmorhea: Bu müziklerin Ursala L. Guin ile bağlantısı sadece benim öyle hissetmem kesinlikle. Ama bu biraz Yaban Kızlar biraz Dünyaya Orman Denir hissettiriyor. Duyabilenler için Ursula L. Guin bize sessiz çığlıklar bıraktı. Duymalıyız.
  • Rohan ve Gondor Müziği- Yüzüklerin Efendisi:  Bunlar nevi şahsına münhasır kısmından. O sahneler nasılda ete kemiğe bürünmüş ve harika müzikle buluşarak bize koşuyorlar. İnsan şaşkınlık duygusuna engel olamıyor. Sanki filmden beş sene önce kitabı okurken de bu müziği duymuştum gibi geliyor. Atlar başka nasıl koşar ki bu müzik olmadan.
  • Evenstar – Yüzüklerin Efendisi: Ve Arwen. Nasıl aşkını ilan eder ki? Sadece böyle. Bir bonus belki May it be de olabilir ama o sözleri olan bir şarkı olduğundan çok süper olsa da listemizde yeri yok. Sözler; sözcükleri okurken kafamı dağıtıyor. Belki sizde olmaz denemesi bedava. Pek sanmam ama siz bilirsiniz.
  • Once Upon Time in Paris – Erik Satie: Nasıl bir Uğultulu Tepeler ama nasıl. Bu üçüncü mü oluyor? Başka kitap yokmuşçasına, tavsiye ediyorum. Çok seviyor olduğumdan olabilir. Mazur görün. Ya da üç kez okumuş olduğumdan. Kafama kazınmış olduğundan. Ama alternatif bulalım, eski dönemlerden çıkıp gelmiş bir saatin akreple yelkovanına dokunmadan bizi eskiye götüren bu müziğin yanına Madam Bovery romanı iyi gider. Saatleri Ayarlama Enstitüsü o her müzikle, her yerde, her şartta okunur. Canım Mübarek.
  • It Smells Like Chamomile Tea – Evgeny Grinko: Ya Grinko, ya Uğultulu Tepeler bundan kurtuluş yok. Alışamadınız mı daha? Yazının sonu geliyor. Ama o kadar her kitapta arka fonda güzel ki bu müzikler, bana hak vereceksiniz. Hakkımı verin tabi.  Kazuo Ishiguro romanlarına nasıl da uyar. Bir ele özel eldiven gibi orada ki duygularla iç içe geçer ve kenetlenir. Yazarı hiç okumadıysanız benim favorim Değişen Dünyada Bir Sanatçı.
  • Time Backward – Evgeny Grinko: Son. Evgeny. Diğer şarkılarına siz bakın pişman olmazsınız. Telefon müziği için de ideal ama bu konu dışı. Yazı bize kızmadan hemen konumuza dönersek;  Palto okurken o meydandaki son sahne geldi aklıma. Çaresizlik mi? Saygılar Gogol. Hepimiz Palto’dan çıktık.
  • Incepcition Soundtrack Time- Hans Zimmer: Tek listede açabileceğiniz bir isim daha. Hans Zimmer.  Ama bol aksiyonlu bir romanda daha iyi gider. Dokunan bir müzik, kalbe damarlara ve tüm duyulara dokunuyor. Körleşme’nin unutamadığım son sahnesi gibi dokunuyor. Ve dokunuyor. Kitaplar arasında yapayalnız.
  • Undone-Olafur Arnalds: Şarkının başında bir konuşma var. Orada elinizdeki kitabı bırakıp, biraz gözlerinizi dinlendirin. Şarkı başlayınca sayfanıza kaldığınız yerden bir keman sesi ile devam edecekseniz. Şaşırmayın. Kirpi Mesafesi. Hakan Akdoğan. Bir solukta okunacak keman sesi gibi etkileyici bir roman.
  • Amelie Soundtrack – Piyano: Piyanoda notlar atlarken biz de Calvino ile Görünmez Kentler kitabında kentten kente atlasak ve kentler sadece bizim hayal gücümüzle keskin köşelere bürünse.
  • River Flows in You – Yiruma: Deniz feneri.  Hem Woolf  okuyup, hem de müzik dinlenebiliyor mu? Biraz sesi kısarsınız olabilir. Şarkıda baskın bir su duygusu var. Ama Woolf satırları su gibi akmıyor. Zorluyor. Kanatıyor. Kanamak güzeldir. Su iyi gelir. Woolf kurt bağlantısını manidar bulan bir ben miyim? Kadınların alfası Virginia Woolf.
  • Home-Ayşedeniz Gökçin: Piyano çalmıyor, rüzgar esintisi içime işliyor. Gözlerimi kapadım. Neredeyim? Stendhal ile Kırmızı ve Siyah satırlarındayım. Julien Sorel’in küçük kasabasında rüzgar esiyor. “Kalbe dokunmasını biliyorlar, ama inciterek” değil mi?
  • Sunrise- Coldplay: Kensington Bahçeleri. Hayatların, yazıların, romanların ve müziğin bitişi. Sunrise, gündoğumu demek. Ama bu yazının bitişi demek oldu. Kitaptaki bitişler gibi. En sevdiğim kitaplardan biri, en sevdiğim müzik grubu ve final.

Yazının sonunda da; başta belirttiğim noktaya dönüyorum. Bu yazıda kanun kural yoktur. İsteyen istediği kitapla dinlesin, ya da dinlemesin.  

Ama şu bir gerçek ki insan çevresiyle, dostları ile kısıtlı bir varlıktır. Ancak okursa o kısıtlı halini ilerletebilir. Benim kısıtlı zevkim ve kütüphanem de öylesine aklıma gelenler bunlar. Belki sizin sınırlarınızda bir etkisi olur. Ya da siz benim sınırlarımı genişletecek tavsiyeler verirsiniz.

Not: Ütü yaparken Göksel; yürürken Coldplay  ve yemek yerken İmany dinlemek güzeldir. Ama bunların konu ile alakası yoktur. Koşarken de 90’lar Rock şarkıları. Ama bunun da konuyla alakası hiç yoktur. Uzun zamandır koşmuyorum. Koşsam mı? Neyse ki Haruki Murakami koşuyor. Zaten koşmasaydı yazamazdı.

“Müzik Listesi Gibi Bir Şey” için 14 cevap

  1. Yürürken , ütülerken , yemek yaparken ne dinleneceği ilgili kişinin o uğraşı ne kadar sevdiğine bağlı olarak değişir gibi geliyor. Düzenli koşu yapan biri olarak şu yorumu yapmak istedim : Koşarken 90’lar Rock şarkıları dinlenecekse yapılan koşunun (nabız sayısının yüksek) yüksek tempolu olması gerekir. 🙂 Her koşucunun pace / nabız sayısı özel olduğundan bu nabız sayısına özel şarkı listeleri hazırlanabiliyor. Bilimsel açıdan da müzik / spor korelasyonunun sınırı yok. Hiç koşmayan biri bile Haruki Murakami koşu kitabını okusa , o gün koşuya çıkar 🙂 Film müzikleri listesindeki Hans Zimmer ‘i de ayrı olarak listenin başında tutuyorum. O kadar iyi müzikler yapıyor ki her içinde bulunduğu yapıt , ödülden ödüle koşuyor.

    Liked by 1 kişi

    • Evet işe kişiye hatta ruh haline bile çok değişir. Benim 90 lar rock listem biraz daha hafif. O yüzden hafif tempolu koşabiliyorum. Hans Zimmer zaten vazgeçilmez. Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. 🙂

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: