Sürgün Prens

2. Bölüm

Öykü_

Sorunlar listesine palinotonun tek taraflı çalışması da eklendi. Bu büyük sorundu. Prensin eşyaları arasından çıkmıştı. Ve sadece Galia arayabiliyordu. Demek o koymuştu. Tüm Galia’nın komutanı garip bir kadındı. Onun araması için bekleyemezdi. Son konuşmadan sonra pek arayacağını da sanmıyordu. Ama o bu aletin kilidini açmak oldukça zor olacaktı. Atölye de nasıl çalışacaktı? Palinotoyu oraya götürmesi lazımdı. Evdeki ekipmanı atölyedekinden daha ilkeldi.

Selçuk ve Çetin gezegen ortalamasından daha zeki insanlardı. Ama Kah onlardan da pek hoşlanmıyordu. Palinotoyu kimse yoktur diye akşam atölyeye götürdü. Çalışırken saatin nasıl geçtiğini anlamamıştı. Çoktan sabah olmuştu. Selçuk ve Çetin açıklama bekleyen gözlerle ona bakıyorlardı. Çetin aleti eline aldı.

-Bu nasıl bir teknoloji?

Çetin’in bu sorusu karşında Kah sakince ayağa kalktı.

-Verin onu bana, dediğinde gözlerinde bir ışık parladı.

-Kimsin sen, sorusu karşında Kah yerine oturdu ve her şeyi anlattı. Anlattıktan sonra nasıl rahatladığını fark etti.

Selçuk ile Çetin palinotoya mı yoksa Kah’ın anlattıklarına mı daha çok şaşırmışlardı, bilmiyordu. Ama ikisinin de gözleri hala cihazdaydı.

-Kendimi iyi hissediyorum, dedi Selçuk.

-Neden?

-Çünkü bu kadar akıllı olman çok sinirdi.

-Evet, diye atıldı Çetin. Şu anda yine insan olarak akıllı olduğumu düşünmeye başladım.

Üçü birden güldüler. Bu atölye de daha önce böyle bir ses duyulmamıştı. Belki de bu insanlardan hoşlanabilirdi.

Teknik olarak hepimiz uzaylıyız demişti Selçuk. Kah bu kadar çabuk ve olaysız kabullenmelerine şaşırdı. Ama insanlar arasında zeka olarak ortalamanın üzerindeler tabi diye düşündü.

Palinotoyu çalıştırdıklarında çarpışmaya iki ay kalmıştı. Kah bir prensti. Ama daha çok gezegeninde mucit olarak biliniyordu. Ekranda Galia belirdi.

-Komutan Galia. Işık ve denge ile konuşmalıyım.

-Prensim ben o aleti size habersiz verdim. Bunu sağlamam mümkün değil.

-Şu an bundan önemli sorunlarım var. Bu gezegene bir taş çarpacak.

-Hemen yanlarına geçiyorum. Sizi bekleteceğim.

Galia panikledi. Kah Galia’yı hiç böyle görmemişti.

-O kim?

-Komutan.

-Esmer, beyaz saçlı, yeşil gözlü ve Prensim derken çok manalı bakıyordu.

-Komutan dediğinde iri yarı bir adama bekledim. Böyle güzel bir kadın değil.

-Biz de merhaba diyelim mi?

-Ortalama insan gibi davranmayı kesin. Kah neden sinirlendiğini anlamadı. Galia çok hoş görünüyordu.

 Selçuk ve Çetin sustular. Ekranda Işık ve Denge belirdiğinde Galia onların arkasındaydı.

-Bir taş çarpacak ve bu gezegen yok olacak.

-Bizden ne istiyorsun?

Konuşan babası idi.

Telepati ile cevap verdi. Selçuk ile Çetin duymamalıydı.

Babası telepati ile cevap verdi. ‘’Hayır seni o gezegenden aldıramam.’’

Galia ve annesi de anlasın diye ses ile devam etti.

-Siz evreni büyütmek yerine bu sefer var olanı korumak adına buraya gelseniz.  Gücünüzün tek zerresi bile taşı paramparça eder.

-Hayır gelemeyiz.

-Buraya taşı yok edebilecek bir gemi de yollayamaz mısınız?

Galia atıldı. Sanki önündekiler sıradan birer Pulanmışcasına;

-Ben giderim.

-Işık bunu kabul etmiyor.

-Denge kabul ediyor. Burada doğru olmayan bir şey var. Dünyanın kaderinde bu yok. Bu dengeyi bozabilecek bir şey. Kah sen ışık ve dengenin oğlu olabilirsin ama seni kurtarmak için değil dengeyi korumak için Galia’yı gönderiyorum. Galia bu gezegene ait. Bunu asla unutma. Ve onun başına bir şey gelirse bu senin sorumluğun olur.

-Işık ve denge seninle olsun Galia’nın komutanı Galia, dedi ikisi bir ağızdan. Kah sadece ekrana baktı. Kapandıktan sonra bile bakmaya devam ediyordu. Selçuk’un sesi ile irkildi.

-Esaslı kadınmış.

-Bence Kah’a âşık.

-Tabi canım kesin âşık.

-Zaten prensler ne içindir? Âşık olunmak içindir.

-Tabi canım. Ama bu hikâyede bir terslik yok mu? Prensin kızı kurtarması gerekmez mi?

-Aman bu hikâyede böyle olsun. Şaka maka bizi kurtarsın da.

Bu sefer kesin bile demedi Kah insan arkadaşlarına. Duymuyordu.

Galia’nın gemisi gelene kadar bir ay boyunca lazer silahı ile uğraştılar. Boş bir çabaydı. Bu gezegende öyle bir teknoloji yoktu. Bir gürültü duyduklarında anlamak için bahçeye çıktılar. Selçuk ve Çetin bir şey göremedi. Yolculuk sırasında Galia ile hiç konuşmamışlardı. Asteroidin çarpmasına kalan süre bir aydı. NASA asteroidi fark etmiş ama henüz bir açıklama yapmamıştı. Lazer silahı ile uğraşırken günler geçmişti.

-Galia iyi misin?

Birden bahçede beliren Galia nefes alamıyordu. İki büklümdü. Alnındaki çizikten incecik kırmızı bir sıvı damlıyordu.

-Selçuk o kan mı?

-Ben nereden biliyim Çetin. Kadının birden belirmesine şaşırmadın da kanın kırmızı olmasına mı şaşırdın?

-Kalkan açık Selçuk. Uzay gemisi hemen önünüzde bahçede çarpmayın, dedi yaralı komutan.

-Yardım edin. Galia’yı içeri alalım, Kah bunu söylediğinde Merve bahçeden içeri girdi.

Merve görünmeyen uzay gemisine çarptı. O anda kalkan devre dışı kaldı. Bir araba büyüklüğünde beyaz uzay gemisi görünür oldu. Merve’nin de bacağından kan damlıyordu. Ama daha kötüsü bağırıp duruyordu.

Bahçede görünmeyen bir uzay gemisi olduğunun şaşkınlığından, görünen uzay gemisinin güzelliğine dalan Selçuk ve Çetin donup kaldı. Kah Galia’yı bir masanın üzerine yatırdı. Selçuk ile Çetin’de Merve’yi bir koltuğa oturttu. Kah biraz tuz getirdi. Yarasına ve vücuduna sürdü. Hepsini tek elle yaptı. Çünkü diğer eliyle komutanın elini tutuyordu. Merve’nin bacağını bandajlayıp, ona tüm olanları anlattılar. Böylece Merve artık bağırmıyordu. Hatta hiç konuşmuyordu.

Uyuduğunda, gece oldu. Bahçeye çıkıp uzay gemisini atölyeye taşıdılar. Uzay gemisi biraz hasar almıştı. Galia’nın tek başına gelişi ve uzay gemisinin hali, tüm bunlardan dolayı Kah ne düşüneceğini bilemedi. Galia’nın uyanmasını diledi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: