Alice Harikalar Diyarında’ya Amatörce Bir Bakış

Deneme_

1. BÖLÜM

Ve o düş çocuğunun ardından

Düşerler düşlerin ardına;

Kurtla kuşla bir kaynaşırlar ki,

Kandılar sanırsın yalana.

L.C.

Bu öyle bir düş ki; her şey hiç bitmeyecekmiş gibi bir düşüşle başladı. Bu düşey yolculuğa sebep aslında bir meraktı. Merak; öğrenmenin, bilmenin ilk adımı. Alice, canının çok sıkıldığı o anda beyaz tavşanı görmeseydi merak edilecek bir tavşan deliği bulamazdı.

Şüphesiz bugüne kadar Alice metni pek çok kişi tarafında başka başka açılardan ele alındı. Hakkında çok şey yazıldı, söylendi. Biz de Alice Harikalar Diyarında’nın bizcesini kaleme aldık. İçimizdeki sembollere karşılık düşen Alice’i satırlara döktük. 

İsmi ile müsemma bu öyküde Alice ile birlikte biz de bütün öyküyü veya macerayı ya da yolculuğu okuyucu olarak sonuna kadar yaşadık. Okunan bir metinde kendini bulmak, olayları, karakterleri kendi bakış açımızla yorumlamak o kadar değerli ki. Alice Harikalar Diyarı bize bunu sağladığı için çok önemli bir eser. Katman katman yapısıyla hayal gücümüzü açtıkça açan sınırlarımızı zorlayan bu metin okumaya doyamadıklarımızdan. “Tavşan Deliğinden Aşağı” adlı bölümle okumaya başladığımız bu öykü, sadece bölüm adıyla bile bizi alıp ilginç yerlere götüreceğini fısıldamaktadır. 

İlk sahnede Alice ablasıyla birlikte ırmağın kenarında oturur. Ablası yani kendisiyle aynı rahimde şekillenmiş, aynı aileye doğmuş ve aynı şekilde terbiye almış aynası ile oturmaktan sıkılır. Sıkılma duygusu olayların çıkış noktası olur. Yaşça kendisinden daha büyük olan ablası muhtemelen Alice’ten daha olgun bir duruşa sahiptir. Onda kendi büyüyüşünü görebiliyordur. Belli ki bu durum Alice’e pek de cazip gelmez. Kitabı alıp şöyle bir göz atar ve kitabı sıkıcı bulur. Kitap aslında ablasının yazgısını, kaderini sembolize eder. Alice, büyüdüğünde kaderinin ablası gibi olmasını istemez. Beyaz bir tavşan görür. Ama onun konuşması değil de yelekli ve saatli olması kahramanımızı şaşırtır. Beyaz tavşanın çok geç kaldım demesi, yeleğin cebinden çıkardığı saatiyle bir baba figürüne benzemektedir. Babaların kurduğu klişe cümlelerden “Şimdi hiç vaktim yok işe geç kaldım” bize beyaz tavşanı hatırlatır. Ya da beyaz tavşanın bu hali babaları. 

Yazarın gerçek hayatta birlikte vakit geçirdiği üç kız kardeşin babasının Oxford’da dekan olduğu ve toplantılara sık sık geç kaldığı söylenir. Baba çocuklarına vakit ayıramayacak kadar meşgul bir insandır. Alice ise babasıyla vakit geçirme arzusundadır. Alice’in Beyaz Tavşan’a yetişmeye çalışması; gerçek Alice’nin baba özlemini simgeler. İki Alice de pek mutlu sayılmaz. Kahramanımız Alice tavşanın peşine düşer. Bu acayip tavşanın arkasından hiç tereddütsüz tavşan deliğine atlaması da baba figürünü pekiştirir. Bu içsel bir boşluk anıdır. Aynı zamanda hikâyenin başlangıcıdır. Alice bunun hiç geçmeyeceğini sanır, bu düşüşün hiç bitmeyeceğini. Düşmek aslında tüm insanların hikâyesinin başlangıcıdır. Rahimden düşüşle başlar tüm hayat.  Hiç bitmeyecek gibi olan bu düşüşte gördükleri, düşündükleri öyküde yerini bulur. Düşmek yeni şeylere açılan bir kapıdır. Ama dünyadaki her şey gibi bununda bir sonu olacaktır. Kafasında sorular dönüp dolaşıyordur. Yazar gerçek Alice’in içinde bulunduğu durumun farkındadır. Küçük bir çocuğu karşısına oturtup ona nasihat etmenin bir faydası olmayacağını da bilir. Bu yüzden ona böyle güzel bir hikâye yazarak ulaşmak ister. Ona simgesel olarak bir hayat dersi verir. 

Alice artık hayatın kucağındadır. Karşısına geçitler dehlizler çıkar. Hepimiz hayatımızda kapana kısıldığımızı hissetmişizdir. Ama hep o hal içinde kalmayız. Bir kapı çıkar karşımıza, bir anahtar ya da kilidi çözecek bir şeyle zorlarız o kapıyı ve sonunda açılır. Tıpkı bunun gibi o dehlizde de Alice’in karşısına birçok kapı çıkar. Ama onlardan sadece bir tanesi Alice’i bu dehlizden kurtaracaktır. Alice bütün kapıları dener, hiçbiri açılmaz. Tekrar baktığında üç ayaklı masanın üzerinde altın bir anahtar görür. Bu anahtar az önceki kapıların hiçbirini açmaz. Alice daha dikkatli bakar bu kez. Başka bir kapının olacağına inanıyordur. Ve küçük kapıyı bulur. Anahtarı kilide sokar ve kapıyı açar.

Alice, o dünyaya geçmek için yani problemlerden arınmak için can atıyordur. Oysa bu kez başka bir sorunu vardır. Kapıdan geçemeyecek kadar büyüktür. Hatta burada “Başım geçse bile omuzlarım geçmedikten sonra neye yarar.” demesi istavroza, Hristiyanlığa bir atıftır. Tıpkı üç ayaklı cam masa gibi. Üç sayısı bütün dinlerde önemlidir. Burada dinsel bir mesaj vardır. “İnançlı ol! İnancın kapıdan çıkıp gitmene yardımcı olacaktır. “Nitekim masaya geri döndüğünde üzerinde beni iç yazan bir şişe görür. Alice’in önce şişenin üzerinde zehirli ibaresinin olup olmadığına bakması da önemli bir detaydır. Yani beni iç yazıyor diye hemen alıp içmez, onu araştırır. Kendisini zehirlemeyeceğinden emin olduktan sonra içer ve küçülür. Şimdi de kapı kapalıdır ve anahtar masanın üzerinde kalmıştır. Artık o kadar küçüktür ki masaya tırmanmaya çalışır ama masa cam olduğu için bu mümkün olmaz. Sonra masanın ayağının yanında bir kutu bulur. Çarelerin hep üç ayaklı masanın etrafında gizemli bir şekilde ortaya çıkması enteresan değil mi? Hemen açar ve kurabiyeyi görür. Üzerinde “beni ye” yazıyordur. Alice bunun onu büyütebileceğini düşünür. Hemen bir parça alır ve gerçekten de büyümeye başlar. Üç metre büyüdüğünde masanın üzerinden anahtarı alır. Artık çözüm elindedir ama şişede bir damla bile içecek kalmamıştır. Alice yine bir çıkmaza girer. Kendi aptallığına hayıflanarak ağlamaya başlar. Öyle büyüktür ki göz yaşlarından bir gölcük oluşur. Alice gibi hayatta büyük problemlerle karşılaşabiliriz ve bunlar bizi çok üzebilir, çok ağlata bilir. Önemli olan göz yaşlarımızda boğulmak yerine; toparlanıp, tekrar denemek ve vazgeçmemektir. 

Alice’in büyüyüp küçülmesi çocukların sıkça yaşadığı bir durumdur aslında. Çocuk bir şey yapmak ister, büyükler “Sen yapamazsın daha çok küçüksün,” derler. Aynı çocuk başka bir şey yapmak ister, bu kez de “Kocaman oldun artık,” derler. Yani bazı şeyler için küçüktür, bazı şeyler için büyüktür. Doğru zamanı beklemelidir. İşte bunun gibi Alice, doğru zamanda yani kapıdan geçecek boya ulaştığında dertlerinden kurtulacaktır. Başka bir açıdan bakarsak kahramanımızın “Nasıl başlayacağımı bilseydim, bunu başarabilirdim bence,” dediği bu bölümde, kâh büyür kâh küçülür. Küçüldüğünde anahtara ulaşamaz, büyüdüğünde kapıdan geçemez. Kahramanın kendini aramasını metaforik olarak anlattığı bu olayda Alice büyümek isteyen bir çocuğu, büyüdüğünde de küçülmek isteyen bir yetişkini sembolize eder.   

Betül Çakıroğlu / Sümeyra Dernek

Devam edecek…

“Alice Harikalar Diyarında’ya Amatörce Bir Bakış” için 4 cevap

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: