Huzursuz

Öykü_

ÇIIIIIııııIIIIııııIIIINNNNnnnnn!

Ses kulaklarından kafatasının içine hücum etti. Islak ve yağlı beyninin kıvrımları arasında, yüksele alçala dolaştı. Sertleşti, sivrildi. Başının arka tarafında bir yere saplandı. Zeliş’in ensesinden kuyruk sokumuna kadar soğuk bir şey aktı. Acıyla ürperdi. Acı hissetmesinin sebebi o sırada gördüğü rüyaydı. Tam da bir trafik kazasının ortasında, eğilip bükülen metallerin arasında bağırıyordu.

Gecenin bir yarısında, uykuya yeni dalmışken, böyle uyandığı için sinirlendi. Uyumaya çok ihtiyacı vardı. Zaten yaz geceleri çok kısa sürüyordu. İstemeye istemeye gözlerini açtı. Hala kulağında çınlayan sesi dinlerken odaya bir göz attı. Sokak lambasının ışığı beyaz güneşliğin iplikleri arasından içeri sızıyordu. Her şey bir gölgeydi şimdi. Bazen çift bazen tek görüyordu, arada daha da çoğalıp dağılan sonra birden birleşip belirginleşen koyu gölgeleri. Gözlerini açık tutmakta zorlanıyordu. Başucundaki dağınık komodinde üzeri kâğıt bir peçeteyle örtülü, derin bir uykudaymış gibi duran su bardağının içinden geçen ışık, duvarda beyaz, parlak bir çizgi olmuştu. Zeliş çizgiye dikti gözlerini. Çizgi büyüdü, büyüdü, tüm duvara yayıldı. Rüzgârda kıpırdayan, buğudan bir tüle döndü. Zeliş, kapanmaya çalışan göz kapaklarının arasından ışıktan çizgiye bakmayı sürdürdü. Her şey birdenbire siyahın çekiciliğine teslim oldu. Ses birde değişti.

DıııIIIııııIIIııııIIIIııııt!

Yattığı yerde sıçradı. Rahatsız yatağı “viyk” diye bir ses çıkardı. İstemsizce solundan sağına döndü. Değiştirmeye üşendiği pijamasının yakasındaki ıslak mendille silinmiş bebek kusmuğunun kokusunu duydu. Pijama hala biraz nemliydi. Yatağın ona ait tarafında oluşan çukura kaymamaya özen gösterdi. Ne zaman o çukura yuvarlansa bel ağrısıyla uyanırdı.  Daha yeni alınmış bir yatağın böyle çabuk bozulmasına hayıflandı. Kimse işini doğru düzgün yapmıyordu. Neyse ki firma bunun üretim hatası olduğunu kabul etmişti. Yeni yatak gelene kadar bununla idare edeceklerdi. 

Yatak biraz yaylandı biraz gıcırdadı Zeliş yerine yerleşirken. Yastığın ortasında oluşan boşluktan boynunu kurtarmak için başını geriye attı. Beynine saplanan ses, battığı yerde dönmeye ve derine inmeye başladı.

‘Nerden çıktı şimdi bu ses?’

Bebeği her an uyanabilirdi. Sabahın üçüne karar on bir kere uyanmıştı zaten. Diş çıkarıyordu. Biraz ateşi vardı, ishaldi de. Karnını güzelce doyurup bezini değiştirmişti. Daha demindi, uykuya dalmadan önce. ‘Aman, bu sefer de babası kalksın,’ diye geçirdi içinden. ‘Sıra onun.’ Kolunu kocasına doğru uzattı. Orada, buruşuk çarşafın üzerinde kocaman bir boşluk duruyordu. Kocasının evde olmadığını hatırlayınca göğüs kafesinde açılan deliğin içine düşmeye başladı. Kalbi de o deliğin içinde sağa sola çarpıyordu. Kulağındaki ses değişti.

ZUM ZUM ZUM ZUM! 

‘Ah bu gece vardiyaları.’

Gözlerini hiç açmadan odadaki konumunu düşündü. Sonra beşiğin nerede olduğunu tespit etti. Annesinin evinde olduğunu zannederken kendi evinde açtı gözlerini. Her şey hiç kıpırdamadan bir dönüşüm geçirdi gözlerini açıncaya kadar ki o kısa sürede. Yine ürperdi. Karanlıktan korkardı ama karanlıkta yalnız olmaktan daha çok korkardı.

Bahçedeki yaşlı ıhlamur ağacının en tepesindeki kıpırtısız yapraklar, gardırobun beyaz kapaklarına desen olmuştu. Çocukluğunda, elektrikler kesilince mum ışığında oynadıkları gölge oyunlarını hatırlamadı. Kumların gözlerine nasıl dolduğunu hatırlamaya çalıştı. Gözleri yanıyordu. Birkaç kez peş peşe gözlerini kırpıştırdı. Şimdi daha iyiydi. Kendi evindeydi. Öyle ise beşik arkasında, yatağının hemen yanında olmalıydı. Yatmadan önce oraya çekmişti.

Ayak ucunda kıpırdayan bir ağırlık hissetti. Bütün hücreleri zonkladı. Demirden başını, yastıktan zar zor ayırıp ayakucuna baktı. 

‘Odanın kapısını kapatmayı unutmuşum.’

Kedi patilerini iyice yalayıp yüzünü gözünü temizledikten sonra gerinip yeniden kıvrıldı ve ‘Ben zaten buradaydım,’ diyen bir bakış attı Zeliş’e. Zeliş görmedi. Başını yastığa koyarken o çınlama yeniden gelip yerleşti kafatasının içine. 

ÇIIIIIIIIIIIIIIINNNNNNNNN!

Bu kez çok şiddetliydi. Üstelik kulakları da tıkanmıştı. Şimdi bebeği ağlasa onu duyar mıydı bilemedi. Üç gündür kulak çınlamaları yüzünden huzursuzdu. Gün geçtikçe sıklaşıyor ve rahatsız edici olmaya başlıyordu. Gündüz müzik açıp sesi bastırabiliyordu. İlk kez bu gece, uykusundan uyandırıp hem de, çıldırmanın eşiğine getirmişti. Şimdi müzik açsa bebek uyanırdı. Zaten zor uyuyordu. Kulaklık taksa ağladığını duyamayabilirdi. Uyumak zorundaydı. Ama bebeğin uyuması daha önemliydi. 

Sabah da işe gidecekti. Dükkânı erken açmalıydı. İki gelin başı ve akrabaları… Yeniden soluna dönmek istedi. Yatağın dokumasındaki desenlerden farksızdı, ancak yırtılarak bir parçası olmaktan kurtulabilirdi. Kendini epey zorladı. Başardı. Gözlerini, kumlar dökülsün diye birkaç kez daha kırpıştırdı. 

‘Hastaneden randevu alayım yarın. Bu böyle olmaz. Hastane…. Doktor… Grev varmış… Randevu verirler mi ki?’ 

Aklından geçenler, cerrahın alnındaki teri silen hemşirenin elinde tuttuğu o bezdi. Beynine dokunup dokunup uzaklaşıyorlardı. Bebeğin ateşini kontrol etmek istedi. Birkaç dakika sonra demirden kolunu kaldırıp beşiğe uzattı. Bebeğin isilik olmuş cildini yokladı. Ateşi yok gibiydi. El yordamıyla ayaklarını buldu. 

‘Çoraplarını çıkarsam mı? Yok ya ayakları buz gibi.’

Elini buldu sonra. Demirden vücut yumuşadı. Parmaklarının ucuna dokundu tek tek. Islak burnundan aldığı nefesi dinledi. Evlat ne güzeldi. Eridi, yatağa aktı. Yatak onu iyice emdi. Gözlerini sıkıca kapattı. Dişlerini sıktığını fark etmedi. Zihni komodinin üzerinde, bebek bezleri, pişik kremi, ıslak mendil paketi, ateş ölçer, şurup kalabalığının içinden su bardağını seçti. Boşlukta duran üzeri kâğıt peçeteyle örtülü olan su bardağı. Bardak kafasının içindeydi. Sağa doğru eğildi. Peçete ıslandı. İçindeki su beynine aktı. Kafatasını doldurdu. Sesi boğdu.

Hemşire elini çabuk tutmaya başladı. Aklından şükredecek çok şey geçti. Hepsine yetişemedi. Suda sektirilen taşlar gibi sıçraya sıçraya düşünceler arasında bir tur attı. Giderek silinen dünyaya giderek silinen bir sesle mırıldandı.

“Uyumak istiyorum.”

“Huzursuz” için 4 cevap

  1. Bana kızımla geçirdiğim ilk zamanları hatırlatan, hisleri çok iyi anlatan çok güzel bir yazı olmuş.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: