Âşıklar Bayramı Kitap Film Karşılaştırması

Deneme_

Dikkat: Spoiler içerir.

İkinci Dikkat: Aşağıda yazanlar ortalama bir okur ve seyircinin, yani benim, kişisel görüşlerimdir. Aşırı derecede sübjektiftir ve fazlasıyla bence içerir.

İlk defa bir kitap ve filmi karşılaştırmaya kalkıştım. Deneme konusundaki deneyimsizliğim de cepte olunca hep yazmayı bir sonraki güne bıraktığım bir metin oldu. İnsan bilmediğinden korkar, korktuğundan kaçar. Tavrım tamamen bilimseldi. Psikoloji biliminde kaybolunca kitabı ve filmi henüz bitirdikten sonraki duyguları ve fikirleri tazeyken yakalama fırsatını da kaçırmış oldum.

Kurgu karakterleri mikroskop altına koyabiliyorken ve onlara hiç acımadan tüm mahremiyetlerini gözler önüne serebiliyorken konu kendi fikirlerimi ortaya sermek olunca yazıp bitivermenin neden bu kadar uzadığını düşündüm bu süreçte. Mevzu, üzerine emek verilmiş hele de yazmak gibi fazlaca zahmet gerektiren bir eylem sonucu ortaya çıkmış bir işin üzerinde konuşmak olunca içimden bir ses sürekli “Dur” dedi, “daha sonra.” Zira dilimin kemiği yok. Üstelik kitapta da filmde de bana mısın diyen kemiği un ufak edecek bir takım durumlar var.

Kemal Varol’un yazdığı Âşıklar Bayramı, Özcan Alper tarafından senaryolaştırılmış. Filmde de Kıvanç Tatlıtuğ ve Settar Tanrıöğen oynamış. Kitabın aldığı ödüller ve filmde oynayan isimler de beklentiyi bir hayli yükseltmiş.

İyi bir okurun en büyük kâbusu –verdiği kitabın geri gelmemesi dışında- sevdiği bir kitabın filme çevrilmesidir. En azından benim için öyle. Kendi içimde kurguladığım evrenin başkasının gözüyle yıkılması büyük hayal kırıklığı. Ama okurken eksiklik hissettiğim metinler için de film en büyük avuntum. Belki trenden bu defa iner diye defalarca izlenilen Yeşilçam filmleri gibi, eksik kalan şu mevzu belki tamamlanır, şu diyaloğun duygusu belki filmde daha güzel verilir, burada derinlik yakalanır diye diye heyecanlanıyorum her sahnede.

Âşıklar Bayramı özelinde söyleyecek olursam, kitapta yarım kalan beklentilerin tamamlaması için filme koşan okurlarla, senaryoyu anlamlandırmak için kitaba koşan izleyiciler başa baş yarışır. İzleyici görüşlerine ulaşmak daha kolay oldu ama okur görüşü için tamamen kendi fikrimi koyuyorum ortaya. Kitapta okurun hayal gücüne bırakılarak verilen boşluklar filmdeki boşlukları beslemiş büyütmüş. Böyle olunca da okur kutbundaki ben, izleyici kutbuyla beklenti paydasında ortada buluştum.

Bu yazıyı yazarken her kitap film olmaya uygun mu sorusu dolandı durdu kafamda. Elbette bu senaristlerin ya da bu işin uzmanı kimse onların daha aydınlatıcı şekilde cevaplayacağı bir soru ki bu konuda bir söyleşi ya da makale bulamadım. Ben filmden önce kitabı okuduğum için ve karakteri zaten tahlil ettiğim için mevcut oyuncuları kendi evrenime oturttum ve anlamlandırma sorunu yaşamadım. Ama kitabı okumadan filmi izlemeye çalışanların yorumlarına baktığımda sırf başrol oyuncularının adıyla ayakta tutulmaya çalışılan bir senaryo olduğu yorumlarını da yoğunlukla okudum.

Ortalama seyircinin kitabı okumadan izlediğinde anlamlandıramadığı bir yapım olmuş. Kitabın kurgusunun psikolojik bir altyapıya dayandırıldığından bihaber izleyici için –ki kitapta yer alan iç konuşmalar filmde verilemediği için böyle bir algı baskın oluyor- senaryo durağan olmuş. Şahane oyunculuklar da bu durağanlığı ortadan kaldıramamış.

Bu filmin festivalde değil de bir dijital platformda gösterildiği düşünülecek olursa zaten ortalama izleyici hedef kitle olarak seçilmiştir ve ortaya koyulan iş onların beğenilerine-yorumlarına sunulmuştur. Dolayısıyla bu durumda kimsenin “Üff biz yaptık siz anlamamışsınız” deme lüksü de yok maalesef.

Senaryoda diyaloglar için bile fazlasıyla kitaba bağlı kalınmış. Senaristin biraz inisiyatif kullanmasını kendi adıma tercih ederdim. Oğulun babaya bir dolu dolu “Neden?” demesini, babanın oğluna tatmin edici birkaç şey söylemesini, baba oğul hesaplaşması diye tanıtılan bir kitabın baba oğul iletişimsizliğinden ileri gitmesini, en azından bunu filmde görebilmeyi kendi duygu doyumum adına çok isterdim.  Her ne kadar okumamış olsam da Heves Ali’nin konu edildiği Ucunda Ölüm Var ve Âşıklar Bayramı’nın devamı olan Babamın Bağlaması kitaplarından da bazı doneler kullanılsa daha da oturtulmuş bir senaryoya dönüştürülmesi elbette mümkün olurdu.

Alevi kültürü daha derin ve detaylı yansıtılabilirdi. Okurun da izleyicinin de ağzına bir parmak bal sürülüp bırakılmış. O zaman film tam bir görsel şölen haline gelebilir Anadolu zaten mevcut olan şahane oyunculukla çok güzel yansıtılabilirdi. Kitap da Anadolu’yu her rengiyle gözler önüne seren bir başucu kitabı haline gelebilirdi.  Ayrıca ozanlık kültürü de hem kitapta hem filmde daha incelikli işlenebilir okur o felsefenin içinde kendini bulabilirdi. Elbette bu söylediklerimin okumadığım birinci ve üçüncü kitapta olma ihtimalleri var. Ancak her ne kadar nehir kitap olsa da her birinin başlı başına bir eser olduğu ve tek kaldığında bile bir eksiklik hissi vermemesi gerektiğine de kimsenin itirazı olacağını sanmam.

Kitapta bir tane terk edilmiş mevcut sevgili, bir eskiden nedensiz terk edilmiş ve şu anda ulaşılmaya çalışılan eski sevgili, anlamsız şekilde flört edilen bir hemşire ve nedeni nasılı çok havada kalan ev sahibinin kızını yakından inceleme var. Oğulun aklı şu ya da bu şekilde hep kızlarda yani. Burada babanın çok aşklılığıyla oğulun anlamsız şekilde bitiremediği, devam ettiremediği ya da kafasında o kadar kadın varken başlatmaya teşebbüs ettiği ilişkilerle birbirlerine ne kadar benzediklerine mi vurgu yapılıyor bilemedim ama bu konuda yazarın kafasının karışıklığı konusunda ısrarcıyım. Zira senaristte benimle aynı fikirde olacak ki bir yere bağlanamayan bu mevzuları unutulamayan sevgiliyi hiç konu etmeyerek, anlamsız hemşire flörtleşmesini geceye bağlayarak ve misafir oldukları evin kızını yakından incelemesini göz ardı ederek çözmeye çalışmış. Ayrıca kitapta mola verdiklerinde oğulun arabanın içinde gördüğü nedenselliği fazlasıyla havada kalan çocukla, filmde hastanede karşılaştıkları şair bir yere bağlanamadan öylece kalakalmış.

Senarist inisiyatifini kullansaymış dediğim kadar kitaba geliştirici bir editör eli dokunsaydı kurgu nerelere giderdi diye düşünmeden de edemedim. Yazarın kafasının içinde iki karakter hakkında da bambaşka bir dünya olduğu çok aşikâr. İki karakter de onun içinde fazlasıyla yaşıyor. Ama keşke o karakterlerin ve o dünyanın okura ne kadar yansıdığı konusunda metne bir profesyonel dost eli dokunsaymış.

O kadar uzun bir yol, yarının olmadığını bilmek, konu açısından zengin ve anlat anlat bitmeyecek bir geçmiş gibi elde hazineler varken kurulacak etkili diyaloglarla neler neler yapılırdı. Babanın da oğulun da hem karakter derinlikleri hem duygu durumları hem arada geçen yirmi beş yıl ne şahane anlatılırdı.

Der sahneden çekilirim.

“Âşıklar Bayramı Kitap Film Karşılaştırması” için 2 cevap

  1. Sadece filmi izlemiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki bazı sahnelerde burası romanda ne güzel anlatılmıştır diye düşünmeden edemedim. Boşluklar romanda kelimelerle süslenebiliyor filmde onlar çok eksikti. Ama oyunculuk olarak ben iki isimi de çok beğnedim.

    Beğen

  2. İyi ki kitabı okumadan filmi izlemişim dedim sizi okuyunca.Kitap ve film farklı kulvarlar.Üst üste koyunca çakışması çok zor.Mesela ben bazı kitapları okuyunca bu film de yapılmalı derim.Bazilarimiz görsel zekâya yatkın olur.Onu izler.Kimimiz yazı okumayı sever.Kim hangi kaynaktan içmek isterse..Z.L.Serenadı okuduğum an filmi yapılmalı demiştim.Yazar izin verir vermez onu bilemiyorum.Kısacası her güzelliğin kırıntısı bile olsa bir kalbe dokunmali.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: